1 / 14

Tamer Nakışçı


Hayatındaki ve kariyerindeki dönüm noktalarından bahsederek başlayalım mı?
Babam usta bir marangozdu, bu nedenle Kanlıca’da ormanın içerisindeki bir atölyede büyüdüm. Herşey aslında orada başladı. İlk kırılma noktamı lisede tiyatroya başladığımda yaşadım sanırım. İnsanlara ve bütün duygulara karşı açık olmayı öğretti bana tiyatro. Mimar Sinan’da okurken Fiat tarafından İtalya’ya davet edilmem ve döndüğümde Nokia’nın global tasarım yarışmasını kazanmam da bu noktalardan bazıları, ama kazandığım yarışmalardan ziyade bulunduğum anın, tam olarak bu dönemin benim için büyük bir dönüm noktası olduğunu hissediyorum.

Keskin dönüm noktaları mıydı bunlar?
Son zamanlarda kendimi İtalya’ya gittiğim dönemdeki gibi hissediyorum. O zaman bütün evrenim değişmişti, bir anda kendimi Milano’da uluslararası bir ekibin içerisinde geleceğin otomobillerini hayal ederken bulmuştum. Şu anda da bambaşka bir boyuta geçtiğimi hissediyorum. 

Sürekli bambaşka yerler için hareket halinde olmak seni nasıl etkiliyor?
Trene ne zaman binsem bir yerden bir yere gidiyor olmanın, yani hareket halinin bana çok iyi geldiğini anladım. Yurt dışına çıktığımda ya da gitmediğim bir ülkeye gidip farklı bir şey yaşadığımda tüm beynime ve damarlarıma hücum eden bir his var. Bu hissin formülünü bulup bir anlamda tasarımlarıma yerleştirdim FUTUREISBLANK ile. Değişim, bir şeyin sabit olmaması hissi her şeyin mümkün olduğu ve her saniyenin doldurulmayı bekleyen boş bir sayfa olduğu hissi. Bunun her an bilincinde olmak.  

2 / 14

Tamer Nakışçı


Şu andaki rotanı çizmendeki etkenler neler oldu? Neye göre gidiyorsun veya kalıyorsun?
Küçükken hep uzaklara bakardım, evimizin bahçesinden gökyüzü ile denizin birleştiği yere doğru. Tek dileğim bir gün gerçekten dünyanın yuvarlak olduğunu hissedebilmekti. Yavaş yavaş gerçek oluyor. Ama turist olarak gezmeyi pek seven biri değilim, bir yerde hep bir amacım olsun istiyorum. Hindistan’a üç kere gittim, üçünde de konuşmacı olarak davet edilmiştim. Hindistan’daki bir üniversitenin içerisinde bulunmak, oradaki yıl sonu gösterisini izlemek, dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla birlikte orada bulunup onlarla tanışmak… Bunların sonucunda ortaya beklenmedik şeyler çıkabiliyor. İşin ucunda gezmek varsa bu yoldan yapmak çok daha keyifli geliyor bana. Nasıl olsa bir sonraki durak her zaman olacak.
Bu sene de şurayı göreyim diye yola çıkmadım hiçbir zaman. Londra mesela, hiç planlamadan gerçekleşti. İş için gittiğim oldukça eğlenceli bir hafta sonunun ardından orada yaşamak istediğimi hissettim, ve bir anda karar verdim. Bütün güzel gelişmeler de bu kararımı takip etmeye başladı. Ben de önüme gelen her adımı çekinmeden atmaya devam ettim. Bu akışı tasarımlarıma da yansıtmaya başladığımı hissediyorum son zamanlarda. Hayata tasarlanmamış bir şekilde bakmak ya da tasarlanmamış gibi tasarlayabilmek, bunun değerini şimdi farkediyorum.


3 / 14

Tamer Nakışçı


Senin için tasarım kavramına neler dahil?
İnsanlar ilk bakışta beni futuristik tasarımcı diye konumlandırabiliyor. Ben de eskiden yaptığım işi öyle adlandırırdım. Keşfedilmemiş her şey, gelecekten geliyor bir anlamda. Ancak “future” kavramı son zamanlarda benim için farklı bir role büründü. Birkaç yıl önce tarih öncesi yaşantımızın ofis ortamına ve tasarımına etkisiyle ilgili bir makale okumuştum. Mesela ofis çok aydınlık ve çalışamıyorsun. Bunun sebebi aslında geçmiş tecrübelerde yatıyor. Geçmiş zamanlarda aydınlık bir yerde kalmış olma hissi sana rahatsızlık veren bir his; çünkü tüm tehlikelere ve tehditlere karşı açık bir alandasın. Korunaklı bir yerde bir ışık koyup çalıştığın zaman kendini güvende hissediyorsun, bu senin DNA’da kodlanmış durumda. Bu tip bağlantılar bendeki gelecek tanımını değiştirdi. Son yüzyılı da düşünsen on yılı da düşünsen hayat öncesinden çok farklı. Ateş ısınmak ve aydınlanmak için kullanılırken şu an şömine lüks, mum romantizm demek oldu. Bunun gibi insan hayatında binlerce yıldır değişim içinde olan şeyler var. Belli noktalarda bazılarını kaçırmaya başlıyoruz. Future derken yeni bir gelecek kuracaksak farklı bir şey yapmak değil veya bugünkü gerçekliği göz önüne alıp ne yapabilirim değil de tam tersi bir iki geri adım atmak hatta bu gezegene ilk defa gelmiş gibi bakmak. Bunun cevabı da çocuklukta. Herkesin çocukluğu aynı zamanda bu gezegene ilk ziyareti. Her şeyin mümkün olduğunu düşünürken keşfetmeye başladıkça belli bir kalıba sokmaya çalışıyorlar seni. Tasarımla kendimize alternatif bir dünya yaratabiliriz. Çocuk gibi bakmaktan kastım oyunsu veya oyuncaksı değil. Oyuncak denen şey çok farklı, küçükken çok azına sahip olduğum bir şey. Atölye ortamında büyüdüm dolayısıyla bitmiş bir oyuncak beni hiç heyecanlandırmadı. Geçmiş çağlarda yaşayan bir adam belki bir taş buluyor, bir şeyleri üst üste koyuyor, kendi habitatını oluşturuyor kendi yaptığı objelerle birlikte ve daha farklı bir hayat yaşıyor. İkea’ya gidip bir sehpa almak gibi değil, bilinçlilik halinin yaşam kalitesine veya dünyaya bakış açısına etki etmesi. Dünyaya farklı bakmak derken dünyaya yeniden bakmaya çalışıyorum demek istiyorum aslında.

4 / 14
5 / 14

Tamer Nakışçı


İnsanlar senin işlerinde neleri deneyimleyebilir? Ya da neleri hissedebilir?
Çocukluklarına dönüyorlar bir şekilde. Bu küplerle ve diğer şeylerle de tatlı küçük bağlantılar var insanın geçmişinin arasında. Küçükken hatırlar mısın şöyle yapardık gibi şeyler söylüyorlar bu tasarımlara baktıklarında. Bir lego parçasını düşündüğünde aslında oradaki olay parçanın tasarımı değil onun neredeyse herkesin geçmişinde bir yeri olması ve bir noktada senin geçmişin ile click etmesi. Bir obje düşün başka kaç tane şey var ki senin bütün hayatın boyunca seninle olmuş. Onu elinde tutmak bir zaman tüneline girmek gibi.  Bunu başka objelerle yaşamak çok zor. İnsan, mekan ve obje arasında çok farklı ilişkiler var. Her şeyin sende bıraktığı bir his var. Her objenin bir karakteri var ama çoğu da bir şey olmaya çalıştığı için samimi hissetmiyorsun. Ben bunları olabildiğince basite indirgeyerek insanların o sürece girmesini sağlıyorum. Senin bir tabakla olan etkileşimin her sabah o dolabı açtığında başlıyor. Bir tabak ne kadar güzel olursa olsun hepsi üst üste dizilip bir silindir gibi o dolabın içinde duruyor. Onun yerine her sabah farklı bir formla karşılaşıp bir farkındalık başlatabilirsin. Öyle bir noktadayız ki bir tünelin içinden geçiyor insanlar, şu sandalyeye bile nasıl oturduğunu hatırlamadan. Benim tasarımlarım insanları biraz daha çocuk olmaya ve dünyayı farklı görmeye yöneltiyor. Geleceğe gitmeye çalışırken aslında geçmişe gidiyoruz veya içimize bakmaya çalışıyoruz belki de.

Son çalışmalarında hangi mediumları kullanmayı tercih ettin?
İlk defa çalıştığın malzemenin keyfi bambaşka olur. Geçen sene de bu şekilde camla çalışma fırsatım oldu. En ilginç bulduğum malzemelerden biri ayna. Düşünürsen basit, düşük teknolojili bir malzeme olmasına rağmen bıraktığı his çok kuvvetli.
Bir tasarımcı bardak da yapıyor olabilir. Bardakla bir şeyler içerken oynamamız, çevirmemiz bunlar hep içgüdüsel gerçekleşiyor. Bu içgüdüde insana daha çok içine bakabileceği bir şey de verebilirsin. Etrafımız o kadar steril sınırlarla çizilmiş ki şuna dokunma buna dokunma noktasından böyle bir bardağı elinde tutup farklı şeyler deneyimliyor noktasına gelmeye çalışmalı.
6 / 14

Tamer Nakışçı


Son 9-10 yılda Tamer’in çalışmalarında neler değişti? Hep tutturmak istediğin veya istemsizce üstünde olduğun bir çizgi var mıydı?
Hayat tecrübesiyle yoğrulması gerekiyor bazı şeylerin. Bu her zaman içinde tutkumun da olacağı ciddi bir meslek. Bu tutkuyla ilgili hiçbir zaman yönümün değiştiğini düşünmüyorum. Sadece beni buraya getiren şeyleri niye yaptığımı bilmeden ilerledim bazen, ama başka türlü buraya gelemezdim sanırım. Bu basamakları çıkarken geriye dönüp baktığımda altı yedi sene önceki bir işimin bile şu anda kafamda kurduğum felsefeye nasıl oturduğunu gözüm kapalı söyleyebiliyorum. Hepsi birbiriyle bağlantılı ve o kodu kırdığımı hissediyorum. Bir noktada bunun içerisinde yaşadığımı hissetmeye başladım. Başka şeyler yapmaya çalışırken süreç boyunca böyle bir dünya oluşturduğumu farkettim. FUTUREISBLANK de bu şekilde doğdu.

Yaptığın işlerde ortaya çıkan tatmin duygusu mu takdir duygusu mu seni daha çok ilgilendiriyor? 
İkisinin de karışımı gibi biraz. İnsanları şaşırtmayı, sürpriz yapmayı seven biriyim, küçükken de böyleydim. Takdir duygusu hem orada hem değil. Bunu yaptım nasıl olmuş demekten ziyade insanları heyecanlandırmayı seviyorum.
7 / 14

Tamer Nakışçı


Bu serüvenin içinde iyi okullarda okumuş olmanın etkisi yetenekle karşılaştırıldığında daha mı güçlü kalıyor?
Bulunduğun her ortamdan ve durumdan bir sonuç çıkartabilir ve kendini geliştirebilirsin. Türkiye’de bu şeye başlamış olmak eksi değildi. Yıllar önce Mimar Sinan’da okuyan bir tasarım öğrencisi olarak burada çok daha teknik ve mucitliğe dönük bir eğitim alırken çıkıp Milano’daki programa gittim. İlk projemiz için bize verilen tek brief “white”di. Burada çok teknik projeler yaparak gelmişken bir anda ne demek istediklerini anlayamıyorsun, kendini farklı düşünmeye itiyorsun ve bu sayede başka bir dünyanın kapıları açılmış oluyor. Yeni bir yerde olmak çok farklı bir duygu. Bulunduğun yerin hakkını verirsen o zaman olmuşsundur.

Kariyerin için belirlediğin bir yaşam döngüsü var mı? Varsa bu döngünün neresinde duruyorsun şu an?
O bahsettiğim formülü henüz yeni keşfettim. Türkiye’de olabilecek ve olamayacak şeylerin farkındayım, başka bir yerde işlerin benim için bambaşka noktalara ulaşabileceğini hissediyorum daha doğrusu. Planlı veya plansız, her zaman bir şeyler öğrenebilmek adına yurt dışına açılmaya karar verdim. Futureisblank de ilk etapta Londra üzerinden lanse edilecek. Kariyer planım sadece bir marka sahibi olup onun üzerine gitmek değil, onun zorluklarını da biliyorum. Bu benim için bir sembol, anlatmak istediğim şeyleri özetleyen bir proje olacak. Farklı yerlerden çok farklı tepkiler alıyorum ve bu bana cesaret veriyor. Denemek, hata yapmak ve öğrenmek istiyorum. 

Planlılığın içinde spontane bir şeyler yaşamaya çalıştığın söylenebilir mi?
Üretim süreci böyle işliyor. Oturup şu gün şunu yapacağım diyemiyorsun bir noktadan sonra. Eskiden bir çalışmayı yapmak için on kere uğraşıp on beş tasarım çıkartıp bir iki tanesinden bile emin olamazken şu anda denediğim her şeyin içindeki olmadı diyeceklerimden yeni bir bakış açısı ve çalışma elde edebiliyorum. Bu süreç çok garipleşmeye başladı diyebilirim. 
8 / 14

Tamer Nakışçı


Bir tasarımcı olarak bulunduğun yere ve zamana etki ediyorsun. Her şey nötrlendiğinde kendini nereye ve hangi zamana ait hissediyorsun?
İstanbul’un hakkını vermeliyim. Çok değişik insanlarla etkileşim halindeyim. Geçmiş yıllarda daha kapalı olduğumu şimdi görüyorum. Herkes kendini özel hissetmek ister ya işte ben o histen pek çıkamadım. Hep bir amacım varmış gibi hissettim, hikayemin farkına varmaya çalıştım. Öyleydi de, ama hikayemi insanlara anlatmaya başladığımda bir anda her şey değişti. Çünkü insanlar beni anlamakla kalmayıp aynı zamanda bu hikayenin bir parçası olmak istiyorlardı; basit bir küp ile. Aslında kimse belli bir zamana ve yere ait değil. Bir gezegende olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bu hikayeyi bir gezegende olma hali olarak düşünmek beni çok heyecanlandırıyor. Şu noktada ne olursa olsun etrafımızdaki kimse senin benim bildiğimden daha fazlasını bilmiyor; herkes farkında olmadan kendi mikro dünyasında yaşıyor. Başka bir evrenden, başka bir gerçekliği görüp buraya getirebilmek; bütün bu zaman kafamdaki dünyayı ortaya çıkartmakla geçiyor. 
9 / 14
10 / 14

Tamer Nakışçı


Seni sık sık dışarıda gören bir insan olarak merak ediyorum zaman yönetimin nasıl?
Dışarıda geçirdiğin zamana da kendine ait bir parça olarak baktığında, bir hafta sonunda birkaç haftada yaşayacağın kişisel ilerlemeyi bir anda yaşayabilirsin. Bunu hayatımın dışında olan bir şey gibi görmüyorum. Ciddi bir programım var, evet. Bu program içinde dönemsel olarak bir dönem öyle bir dönem başka şekilde yaşadığın zamanlar oluyor. Hayatımdan bu konuya yakın iyi bir örnek var aslında. Küçükken piyano çalıyordum. Taşınırken akordu bozuldu kaldı, tasarım yapmaya başladım bahaneleriyle piyanoya harcayacak vaktim yok dedim kendime. Ama bir noktada hayatımda adını koyamadığım bir şeyin eksikliğini hissetmeye başladım. Ne olduğunu bilmiyorsun ama onu hayatından çıkarınca bir yönünün kuruduğunu hissediyorsun. O nedenle tamamen içimden geldiği gibi yaşıyorum, ve müziği çok seviyorum —ayrıca farkındaysan seninle sadece güzel partilerde karşılaştık. Yeni insanlar tanımak, yeni perspektifler keşfetmek çok güzel. Her şeyin temelindeki şey bu. Ortak bazı şeyleri görmek için açılman gerekiyor, onların da karşılığında açık olması gerekiyor...

11 / 14
12 / 14

Tamer Nakışçı



Futureisblank’de nasıl bir süreçtesin?
Her şey inanılmaz hızlı gelişiyor. Bu röportajı konuşmaya başladığımızdan beri bile bir çok şey oldu. Önceleri bu bir marka mı, yaklaşım mı, proje mi noktasındaydım fakat bunun altını fazla kurcalamadan bir şekilde başlamayı seçtim, ilk günden beri en önemli karar da hep bu oldu. İstediğim, bu fikrin öncelikle daha çok insana ulaşmasını sağlamaktı. Şu anda ise resmi olarak Londra’da şirket kurma sürecindeyiz. Geçtiğimiz hafta Milano’da Wallpaper* dergisinin sergisinde ilk Futureisblank şapkalar sergilendi —bu da planlanmamış “undesigned” bir projeydi benim için. Gerçekten inanılmaz tepkiler alıyorum, yolda bugüne kadar onlarca kişi beni durdurdu sanırım. Küpler ile ilgili bir projeyi konuşmak üzere geçen ay Dubai’ye gittim, ve bir anda kendimi çölün ortasında arkadaşımla küpler ve aynalar içerisinde fotoğraf çekimi yaparken buldum. Şimdi sırada New York var. ICFF studio yarışmasının finalistleri arasına seçildim, tasarım haftasında ürünlerim sergileniyor. Tabii ki yanımda küplerim de olacak. Bu blank olma halinde her şey mümkünse FUTUREISBLANK için de aynısı geçerli olmalı.
13 / 14




Tamer Nakışçı

Özge Akpınar

Daha fazlası için: 

ID Photo Credit: Seren Dal




Other Posts
Güzel Bir Gün
14 / 14
keinmag@gmail.com
Kullanım Koşulları:

www.keinmag.com tarafından üretilmiş fotoğraf, resim, video ve benzerleri kullanım ve içerik hakları saklıdır. Site içerisinde kulanılan, herhangi birine ait içeriğin hakları sahiplerine aittir.



Terms of Use


All online content of www.keinmag.com (including all images, videos and other visuals) of the website cannot be used without the permission of the authors, artists and photographers noted.