1 / 7

ArtBasel: A Deus Ex Machina


Aslında ArtBasel 2015 ile ilgili bir yazı yazılacaksa bunu sadece ArtBasel ile ilgili yazmak büyük bir haksızlık olur diye düşünüyorum, çünkü ArtBasel bırakın Türkiye’yi, Dünya’da emsali az olan bir şehir etkinliği olarak tabir edilebilecek büyüklük ve kapsamda bir 'event'ler zinciri. Ne Londra Frieze ne Basel'deki ArtBasel. Benzerleri ancak şehir bienalleri olabilecek türden bir etkinlik. O denli ki Miami/Miami Beach şehirlerini ele geçiren bu hype hem şehrin bütün suretini üç gün boyunca değiştiriyor hem de bütün dünyayı kendine çekiyor. 

ArtBasel tabi ki bütün fuarlar gibi sanatın biraz metalaştığı ve benim aklımdaki soyutluğunu yitirdiği dolayısıyla da iki ve üç boyutlu işlerin çoğunlukta olduğu bir derleme olmuş. Lentiküler ve ilüzyon bazlı Op Art çağrışımlı işler bir çok galeri tarafından revaçta idi. Lentiküler adeta moda olmuş denilebilir hatta. Jesus Rafael Soto ve Carlos Cruz Diez’I işlerine oldukça fazla rastadım. ArtBasel dışında şehrin belirli yerlerine serpiştirilmiş 12 tane daha fuarın varlığı ve aynı zamanda bu üç gün için özel olarak Miami'nin belli başlı sanat koleksiyonerlerinin koleksiyonlarının sergilendiği mekanların da sanatseverlere açılması da isin cabası.

Bu 12 fuar -Art Miami dışında- elbette ArtBasel büyüklüğünde ve heybetinde değil fakat içerik olarak çok daha fazla beğendiğim ve etkilendiklerim oldu. Örneğin Fontainebleu adlı ultra lüks otelde düzenlenen NADA art fair benim favorim oldu çünkü aslında new media ve post internet art'in oldukça hakim olduğu bu fuar contextual-düzlemsel olarak sergilendiği yer ile büyük bi juxtaposition içindeydi, Jon Rafman gibi sanatçıların işlerinin bulunduğu bu fuar oldukça küçük ve işlerin gezilirken sindirilebilmesi açısından yani kürasyonel olarak oldukça güzel düşünülmüş. Farklı galeriler arasında bile belli bir narrative olan, gezmesi keyifli bir fuardı.

Bunun dışında üç güne ssığdırıp gidebildiğim Scope, Untitled, Pulse, koleksiyonlar arasında ise De la Cruz ve Margulies koleksiyonları ve Perez Müzesi vardı. Her biri birbirinden değerli koleksiyonlara sahip son üç mekan bana Fischli and Weiss, Albert Oehlen, Anselm Kiefer, Pieter Hugo, Felix Gonzales Torres, Nari Ward ve Dan Flavin gibi cok sevdiğim sanatçıların işlerini görme fırsatı sundu ve benim için fuarlardan daha büyük birer tecrübe idi gerçekten. Scope bana göre biraz zayıf ve özensiz. Untitled ise Nada'dan sonra en beğendiğim fuar oldu. Açıkçası ister istemez burada yapılan fuarlarla karşılaştırdığımda aklıma çoğunlukla buradaki fuarlarda bulduğum kuruluğu düşündüm.
2 / 7
3 / 7

ArtBasel: A Deus Ex Machina


Fakat bir yandan da örneğinArtinternational'ın baştan beri, Contemporary Istanbul'un ise son  sene(ler)de plug-in kısmı ile yer verdiği daha experimental New Media seçkisi ve bu işlere verilen hatırı sayılır büyüklükte alanların Miami'deki hiç bir sergide karşıma çıkmaması beni üzdü. Tek tük video işleri vardı elbet ya da birkaç interaktif iş. 

Mesela ünlü Black Mountain mezunlarından yolu John Cage ve Merce Cunningham ile kesişmis olan ve video sanatının babası sayılabilecek Nam June Paik'in işlerinden birkaç tanesini görme fısatım oldu ki bu noktada Istanbul’da asla göremediğimiz çok değerli sanatçıların değerli eserlerini görmenin verdiği motivasyon ve mutluluk ile geri döndüm tabi ki. Fakat genel manada post millenia, new media, performans ve 4D ekollerinden örnekler çok kısıtlı ve az idi. Eleştirebileceğim en büyük eksiklik bu fuarların geneline istinaden.
4 / 7
5 / 7

ArtBasel: A Deus Ex Machina


Yazımın başında da bahsettiğim gibi ArtBasel için Miami’de bir fuar demek çok azımsamak olur diye düşünüyorum. Bu etkinlik şehrin tamamını transforme etmekle kalmayıp şehrin fakir bölgelerini mutenalaştırmaya kadar giden ve değerini yükselten bir ‘deus ex machina’ rolü oynuyor adeta. 

Orneğin eskiden tekinsiz bir mahalle olan Wynwood denilen design district'in komşusu bu mahalle, deminki cümlede bahsettiğim bütün alanın o kadar değerini yükseltmiş ki burada high street markaların dükkanları açılırken eski mahalleli sanatçılar atölyelerini kapayıp daha makul kiralar olan yerlere taşınmak durumunda kalıyormuş. Wynwood denilen bu mahalle duvarları grafiti ve street artla dolu bir pırlanta gibi. Obey (Shepard Fairey)’e komisyon edilmiş koca duvar murallarından tutun adını bilmediğimiz her türlü sanatçıya kadar sokak duvarlarını süsleyen birbirinden güzel işleri görme fırsatı bulabileceğimiz bir street art festivali düzenleniyor bu fuarlar esnasında. Dünyanın her yerinden gelen ve duvar boyayan sanatçıları ‘in action’ izleyebileceğiniz ve ertesi gün belediye tarafından griye boyanmadiği icin bunu senelerce keyifle yaşayabileceğiniz akümüle olan bir değer yaratılmış. Sokakta partiler, yemek dağıtan insanlar, danseden, müzik yapan, tiyatro oynayan, duvar boyayan yüzlerce insanın toplandığı bir festival oluyor adeta bu mahalle ArtBasel sayesinde. Tecrübe etmesi inanılmaz bir olay gerçekten çok keyifli, Istanbulda galeri
gezmekten sıkılan biri için o kadar motive edici bir tecrübe idi ki.

Sonuç olarak bir şehrin transformasyonu olan bu fuar belki önümüzdeki senelerde bu başarıyı başka şehirlere de taşır. Orjinali Isvicre Basel’de yapılan bu fuar hali hazırda Miami ve Hong Kong
şubelerini açmis ve yeni tecrübelerle karşımıza çıkacak gibi görünüyor.
6 / 7




ArtBasel: A Deus Ex Machina

Blog by Beste Türkön

Words: Zeynep Birced 




Other Posts
Suzanne Saroff
The Magician
The Summer House
NID
David Gaberle
Dull Men's Club
7 / 7
keinmag@gmail.com
Kullanım Koşulları:

www.keinmag.com tarafından üretilmiş fotoğraf, resim, video ve benzerleri kullanım ve içerik hakları saklıdır. Site içerisinde kulanılan, herhangi birine ait içeriğin hakları sahiplerine aittir.



Terms of Use


All online content of www.keinmag.com (including all images, videos and other visuals) of the website cannot be used without the permission of the authors, artists and photographers noted.